Türkiye'de 90'larda çocuk olduysan Nesquik tavşanını unutman imkânsızdır. Biz de unutmadık. Sabahları kakaolu süt içmek, çocukluğumuzun en mutlu eden sabah ritüellerinden biriydi. Sonra büyüdük. Kakao bir çocukluk hatırasına dönüştü, yerini kahve aldı. Ta ki yolumuz iş gereği Güneydoğu Asya'ya düşünceye kadar…
Büyük bir ekibimiz yok, büyük bir depo yok, büyük vaatlerimiz de yok. Üç kişilik küçük bir ekibiz.
Küçük kalmanın bilinçli bir tercih olduğuna inanıyoruz — satın aldığınız her şeyi uzun süredir bizzat içiyor, test ediyor ve arkasında duruyoruz. Şu an için bu yeterli.
Trinitario çeşidinin bu topraklardaki lezzet profili — daha meyvemsi, derin, daha az acımsı ve daha az asidik — Latin Amerika kakaosu kadar bilinen bir şey değil henüz. Ama bu bizim için bir sorun değil. Aksine tam da bu yüzden bulduk. Gezegenimizdeki her kakao çok güzel. Tüm insanlar ve diğer canlılar gibi.
Asya'daki dinginliği, sakin hayatı çok seviyoruz ve çiftçi ailelerin verdiği emeğe çok büyük saygı duyuyoruz. Rasyonel hedeflerimiz yok, pazarlık etmiyoruz ve aldığımız kakaonun değeri ne ise çiftçilerimize bütün iyi niyet ve temennilerle ödüyoruz.
Her adım bir tercih, her tercih bir sorumluluk. Kakaonun olduğu gibi size ulaşması için gereken tek şey sabır ve dürüstlük.
Minimal işleme. Kakaonun kendi yağı, lifi ve tadı olduğu gibi korunur. Hiçbir şey eklemiyoruz, hiçbir şey çıkarmıyoruz.
Ağır metal dahil detaylı analiz yapılmadan bir ürün yola çıkmaz. "Doğal" kelimesini sorumluluktan kaçmak için kullanmayız.
Büyük olmak zorunda değiliz. İyi olmak zorundayız — ve bunu her parti kakaoyla, her müşteriye, her gün kanıtlamaya devam ediyoruz.